Derler ki, bir insanın karakterinin en iyi göstergesi 1) kendine bir faydası dokunmayacak ve 2) kendini savunamayacak insanlara nasıl davrandığıdır. Böyle insanlara iyi davrananlarla dolu bir toplum yaşanası, onlarla çevrili bir hayat güzeldir.
Derler ki, bir insanın karakterinin en iyi göstergesi 1) kendine bir faydası dokunmayacak ve 2) kendini savunamayacak insanlara nasıl davrandığıdır. Böyle insanlara iyi davrananlarla dolu bir toplum yaşanası, onlarla çevrili bir hayat güzeldir.
"Hayırdan anlamamak" karşımızdaki bir insanda fark ettiğimizde çok dikkatli olmamız gereken bir özelliktir. "Hayırını kabul etmiyorum" diyen biri özünde "senin tercihlerine saygı duymuyorum ve davranışlarının kontrolü bende olsun istiyorum" demektedir.
Yapmamız gereken işler gözümüzde büyüdüğünde faydalı olabilecek bir telkindir: "İsteksizliğim, korkum, kaygım da bu işi yapmaya benimle beraber gelebilir. Direksiyonda olan benim; onlar arka koltukta önce biraz vızırdansalar da, bir kere yola çıkınca sesleri zaten kesilecektir".
Mutlu insanlarda gözlediğimiz önemli bir özellik, faydalı olana yönelme ve faydasız olandan kaçınma yönündeki eğilimleridir. Genel olarak kendilerine ve başkalarına faydası olacak duygu, düşünce ve eylemlere çekilir; faydasız duygu, düşünce ve eylemlerden uzak durmaya çalışırlar.
Funda Hanım, merhabalar. Bu güzel sözlerinizi şimdi gördüm. Çok çok teşekkür ederim, mutlu ettiniz beni. İyi ki kesişmiş yollarımız 😊🙏💛
Mutluluğumuzun en amansız düşmanlarından biri, kendimize mükemmeliyetçi ve kusur arayan gözlerle bakma alışkanlığıdır. Bu öyle acı bir şeydir ki, başkaları bizi ne kadar coşkuyla ve yürekten beğenirse beğensin, biz onlara yine de inanamaz, aradığımız o huzuru yine de bulamayız.
Groucho Marx'ın meşhur sözüdür: "Beni üye olarak kabul edecek bir klübe üye olmayı zaten ben istemezdim." Bu espride, düşük özdeğer hissinin insanı nasıl kendine değer verenlere itimat edememeye ve böylece daha sağlıksız, kötü ilişkilere itebileceğine dair bir içgörü de saklıdır.
Karşısında dikkatli olunması gereken bir insan grubu, "hayırdan anlamayan" insanlardır. Aşırı ısrarcılıkla saygısızlık, had bilmeme, tahakküm kurma/kontrol etme arzusu ve de saldırganlık gibi davranış kalıpları arasında yakın bir ilişki vardır.
Hayatı kabullenmek, "gerçeklik hep benim tercih ve arzularımla örtüşsün; her şey gönlümce gitsin; insanlar tam benim istediğim gibi davransın" gibi insanca, ama gerçekdışı ve de katı bir mükemmeliyetçilik içeren bakış açılarını geride bırakmaktır. Bu kabullenişte mutluluk vardır.
Bir ev için duvar-kolon-kiriş neyse, psikolojimiz için de erdemler aynı şeydir: Bizi ayakta tutar, hayatın zor mevsimlerinden korur ve başkaları için de güvenilir kılarlar. İyilik, dürüstlük, çalışkanlık, ümit, cesaret gibi erdemlerin yokluğunda insanlar da çöker, toplumlar da.
Doğada vakit geçirmek, esenliğimize müthiş faydaları olan bir şey. Doğaya gidemediğimizde doğayı kendimize getirmenin (örneğin doğadan naklen yayınları izleyerek) faydalarını gösteren çalışmalar da mevcut. Bu bağlamda çok sevdiğim, çok keyifli bir site: explore.org/livecams
İleride cazip bulacağımız değil de şu an cazip bulduğumuz şeyleri yapmayı bir yaşam biçimi kılmak, hayatı kendimiz için gittikçe tatsızlaşan bir yere çevirmenin maalesef ki garantili bir yöntemidir.
Dünyanın her yerinden TV kanallarını canlı olarak izleyebileceğimiz bir fantastik web sayfası: tv.garden
Mutluluk, alışkanlıklarımızla ilgili bir şeydir—duygusal, düşünsel ve davranışsal alışkanlıklarımızla. Mutlu insanların hayatlarına hakim olan, kendilerine iyi gelen ve yaşamlarında olumlu dinamikleri harekete geçiren duygu, düşünce ve davranış kalıplarıdır.
"Sahip olmak" ve "sahip olduklarımıza değer vermek" birbirinden farklı şeylerdir. Huzur ve mutluluk, sahip olmaktan ziyade sahip olduklarımıza değer vermekle alakalıdır. Mutlu insanlarda gözlediğimiz kuvvetli kıymet bilme ve şükretme alışkanlıkları tesadüf değildir.
"Zor insan", kendisine istediğimizden çok daha fazla zaman ve enerji ayırmak zorunda kaldığımız insandır. Bunları bizden doğrudan talep etmese bile, zor insanın davranışlarını anlamlandırmaya ve ona nasıl tepki vereceğimizi çözümlemeye çalışmak hep bir zihin ve duygu mesaisidir.
Sevmekte, karşımızdakinin iyiliğini istemek, kötülüğünü istememek vardır. Bu anlamda sevmek, "kıyamamaktır". Bizi sevdiğini söyleyen bir insanın gönlü bize acı vermeye kolayca razı geliyorsa, bu insan söz ve davranışlarıyla bize rahatlıkla "kıyıyorsa", ortadaki sevgi değildir.
Pelin Kesebir ile söyleşi: "Ümit, seçenek görebilmekle ilgilidir" medyascope.tv/2025/04/20/p...
@isiloz.com @pelinkesebir.bsky.social
"Ümit, özünde seçenek görebilmekle ilgilidir"
@pelinkesebir.bsky.social ile söyleşimiz:
medyascope.tv/2025/04/20/p...
Cesaretimizi, değer verdiğimiz şeylerden alırız. Bu bazılarımız için adalet, özgürlük, insan hakları gibi evrensel değerlerdir; bazılarımız içinse güç, para, mevki gibi şahsi çıkar odaklı "değerler". Dünyayı daha yaşanası kılanlar ve tarihin onurlandırdıkları, ilk gruptan çıkar.
Şimdi emin olmak için baktım bu arada, 2000 yılının yazında girmişim Sözlük'e. 1999 zaten kuruluş yılı, ona yetişememişim 😀
Estağfurullah, sağolun varolun 😊 Ekşi Sözlük'te çok güzel zamanlarım oldu benim de. Ne mutlu ki kesişmiş yollarımız orada 😀 Yazdıklarımı Twitter dışında buraya da koymam için beni teşvik eden @ssg.dev'dir bu arada, ona da buradan yeniden teşekkürler.
Çok teşekkür ederim Selman Bey 🙏 Ekşi Sözlük’e 1999’da girmiştim sanırım; 26 yıl konusunda haklı olabilirsiniz. Eksik olmayın yakından takibiniz için 😊
Hayatın doğası, bizler işin içine hiç girmesek de çok fazla acı içerir—hastalık, felaket, ölüm gibi... Lakin bir de insan eliyle yaratılmış, aslen "lüzumsuz" acılar vardır. Hepimiz için dileğim, işte bu tür acıların hızla azaldığı, birbirimize dert değil de deva olduğumuz günler.
Hayatın kaosuyla, bilinmezlik ve belirsizlikleriyle bizi en fazla sınadığı dönemler, kendimize makul hedefler koymanın daha da önem kazandığı dönemlerdir. Bu hedefler kontrolümüz altında olmayana değil de olana odaklanmamızı sağlar ve yaşantımıza belli bir düzen duygusu katarlar.
Her zaman, ama en çok da zor zamanlarda ihtiyacımız olan şey, erdemlere sarılmaktır: Ümide, cesarete, dirayete, bilgeliğe, sağduyuya ve en çok da dayanışmaya...
Zaman içinde daha iyiye gitmek istiyorsak iki karakter vasfı mühimdir: Özfarkındalık ve özsorumluluk. Yani kendimize olabildiğince tarafsız bakabilmek ve gördüğümüz olumsuzluklar karşısında—birilerini veya bir şeyleri suçlamak yerine—kendi elimizden geleni yapmayı vazife edinmek.
Mutlu insanlar, kendilerini devamlı birileriyle karşılaştırıp da bu karşılaştırmalardan zihinlerinde maksimum galibiyetle ayrılan insanlar değillerdir. Mutlu insanlar, devamlı kıyas ve yarış ihtiyacı hissetmeyecek denli özgüvenli ve odaklarında kendi hayatları olan insanlardır.
Yaşama sevinci, ümit ve merak... Bu üçü, mutlulukla alakası en kuvvetli şekilde belgelenmiş karakter özelliklerindendir. Kendimize sormakta fayda vardır: Biz, içimizde bu erdemleri beslemek için ne yapabiliriz? Hayatımıza neleri katabilir ve hayatımızdan neleri çıkartabiliriz?
"Özünde iyi"—gerek kendimiz kullanırken, gerek bir başkası için kullanıldığını duyduğumuzda dikkatli olmamız gereken bir ifadedir. Zira bu ifade çoğunlukla iyiliğinden şüphe duyulan ve rahatsız edici davranışları meşru görülmeye ve gösterilmeye çalışılan insanlar için kullanılır.